Son günlerde yaşananlara bakınca insanın içinden “Ne oluyor yahu?” demek geliyor.
Önce Ekrem İmamoğlu’nun diploması iptal edildi, ertesi sabah bir kalktık “İmamoğlu gözaltına alındı” haberleriyle karşılaştık. Ben burada İmamoğlu’nu konuşmayacağım, olayları tek tek analiz etmeye de niyetim yok.
Ama ortada çok daha büyük bir mesele var: “Bu ülkede gerçekten demokrasi var mı, yok mu?”
Bunun cevabı aslında çok basit. Yani burada bakmanız gereken tek şey var aslında: Hukuk işliyor mu, işlemiyor mu?
Eğer hukuk herkese eşit şekilde uygulanıyorsa, güçlü olan da zayıf olan da yasalar önünde aynı muameleyi görüyorsa, kimse torpille paçayı sıyıramıyorsa, yöneticiler hesap vermekten kaçmıyorsa, işte orada demokrasi vardır. Ama hukuk sadece güçlülerin işine geldiği gibi kullanılıyorsa, sıradan bir insan hakkını aramakta zorlanıyorsa, o zaman orada demokrasi falan yoktur. Kimse kendini kandırmasın!
Gerçek bir demokraside devlet, halkın üstünde değil, halkın hizmetindedir. İnsanlar devlete güven duyar. Kimse “Şimdi bunu söylersem başıma bir iş gelir mi?” diye düşünmez. Gazeteciler korkmadan yazabilir, yolsuzluk yapan bedelini öder. Çocuklar, gençler ve yaşlılar güven içinde yaşar. Çünkü insanlar bilir ki adalet var, eşitlik var, umut var!
Peki, ya bunların hiçbiri yoksa?
İşte o zaman her şey değişir.
Bir ülkede despotluk başladı mı, yöneticiler kendilerini halkın üstünde görmeye başlar. Devleti kendi mülkleri gibi yönetirler. Yasalar onların işine geldiği uygulanır. Eleştiriyi asla kabul etmezler çünkü birilerinin gerçekleri yüzüne tokat gibi çarpması işlerine gelmez. Etraflarında sadece el pençe duran, ‘Evet efendim’ diyenler kalır. Hukuk vardır ama sadece belli kişileri korumak için.
Halkın sesi kısılır… Çünkü insanlar yarın başına ne geleceğini bilmediği için sinip korkuyla yaşar.
Ve en kötüsü de şu: Despotlar halkı yönetmek için akla, mantığa, adalete güvenmez. Onun yerine duygulara oynarlar. Sürekli bir düşman yaratırlar: Dış güçler, farklı düşünenler ve daha sayabileceğim birçok şey…
Sürekli bir ‘öteki’ vardır yani. Halkın gerçek sorunlarıyla uğraşmak yerine, insanları korkutmak ve birbirine düşürmek onlar için daha kolaydır.
Böyle bir toplumda insanlar birbirine güvenemez hale gelir. Kim dost, kim düşman belli olmaz. Kimin ne zaman hedef gösterileceği kestirilemez. Güçlü olan ne isterse yapar, zayıf olan ses çıkaramaz.
Yavaş yavaş herkes ‘Gemisini kurtaran kaptan’ anlayışına bürünür.
Ahlak erir, yalan gerçeğin önüne geçer. Sevgi yerini kine, dostluk yerini düşmanlığa bırakır. Artık kimse bir başkasının hakkını düşünmez çünkü herkes hayatta kalma derdine düşer.
Ama şunu da unutmayın: Hiçbir despot sonsuza kadar hüküm süremez.
İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu. Özgürlüğüne düşkün insanlar ne kadar baskı altında tutulursa tutulsun sonunda o zincirleri kırar. Çünkü demokrasi bir lüks değil bir ihtiyaçtır. Su gibi, hava gibi, oksijen gibi… Onsuz yaşanmaz!
Ama bu iş kendiliğinden olmuyor. Eğer elimizdekinin kıymetini bilmezsek, bir gün onu geri kazanmak için çok daha büyük bedeller ödemek zorunda kalabiliriz.
O yüzden hukuka, adalete, özgürlüğümüze sahip çıkmak hepimizin sorumluluğu.
Unutmayın, adalet bir gün hepimize lazım olabilir!