Türkiye, her gün yeni bir zam haberine uyanıyor. Her geçen gün ceplerimiz daha bomboş hale geliyor. Zenginin daha zengin, fakirin ise daha fakir olduğu dönemlerden geçiyoruz. Orta sınıfı bahsetmiyorum bile… Çünkü orta sınıf diye bir şey kalmadı. Ne yazık ki zamların hepimize zulüm olduğu günlerden geçiyoruz.

Emeklilere ve asgari ücretlilere verilen maaş zamları zam dalgasına etki edemiyor. İğneden ipliğe her şey zamlanıyor, bu zam karşısında cepler boşaldı, kart limitleri doldu. Sokaktan 10 kişiyi çevirin, sorun… “Geçinebiliyor musunuz?” diye. Başlarlar anlatmaya… “Kredi kartı borcum dağ gibi oldu. Elektrik- su faturamı bile zar zor ödüyorum…” gibi cümleler işitirsiniz. Yani diyeceğim o ki vatandaşın borcu katmerleşiyor!

Bu söylediklerim hikâye değil, gerçek hayatın ta kendisi. Gurbetçiler diyor ya: “Biz asıl orda geçinemiyoruz. Almanya’da ay sonu gelmiyor.” Bunları söylerken yüzleri de kızarmıyor… Pişkin pişkin konuşuyorlar. Birisi gurbetçilere söylesin biz dolar ve euro ile maaş almıyoruz. Her geçen gün değerini kaybeden ve hızla dünyanın en değersiz paraları arasında yer alan Türk Lirasıyla maaş alıyoruz… Karşılaştırmak sizce ne kadar doğru?

O her gün zam haberlerine uyanmadığımız günlerden söz ederken, bize aslında çok az gelen bir rakam söyleyip “Eskiden tek maaşla her şeyi öder, üstüne üstlük para bile biriktirirdik” der annem. Sanki anlattığı şeyler şu an çok uzakmış gibi geliyor bana. Yani o zamanda da yine ekonomik zorluklar varmış. Ancak vatandaş zorluğu bu denli hissetmiyormuş.

Neyse artık bunlar mühim değil… Rahmetli Demirel döneminde çok dikkat çeken ama bu günlerde pek duyulmayan slogan. Oysa bunun tam zamanı, hadi hep beraber haykıralım: “Zam, zam, zam…. Ucuzluk ne zaman?”